Gece
New member
Payını Almak Bir Deyim mi? Bir Mahalle Hikâyesinin Peşinde
Payını Almak Bir Deyim mi? Eski Bir Sözün Peşine Düşerken
Geçenlerde mahallede yapılan bir paylaşım meselesi yüzünden “Sen de payını alırsın” cümlesini duyunca durup düşündüm. Hepimizin günlük konuşmalarda kullandığı ama üzerinde pek düşünmediği ifadeler vardır ya, işte “payını almak” da benim için onlardan biriydi. O gün bu sözün yalnızca sıradan bir ifade mi, yoksa gerçekten deyim olarak kabul edilip edilmediğini merak ettim.
Merakım beni yıllar önce yaşadığımız bir mahalle hikâyesine kadar götürdü. Çünkü bazı kelimelerin anlamını sözlükten öğrenmek mümkünken, bazılarını anlamak için insanların hayatlarına bakmak gerekiyor.
Bizim mahallede yıllardır kullanılmayan eski bir arsa vardı. Çocukken top oynadığımız, yaz akşamlarında sandalyelerin atıldığı, kışın ise yağmurdan sonra küçük bir gölete dönüşen o arsa, yıllar sonra değerli bir araziye dönüşmüştü. Belediyenin yeni imar düzenlemeleriyle birlikte arsanın çevresi hareketlenmiş, herkes bir anda oradaki mülkiyet meselesini konuşmaya başlamıştı.
Tam da o günlerde “Herkes payını alacak” sözü sık sık duyulmaya başladı.
Ama kim, neyden, ne kadar pay alacaktı?
Asıl hikâye burada başlıyordu.
Mahallede Bir Paylaşım Meselesi
Arsanın mülkiyeti yıllar önce vefat eden Hasan Bey'in ailesine aitti. Hasan Bey'in üç çocuğu vardı: Murat, Selma ve Nermin.
Murat daha çok hesap kitap insanıydı. Eski tapuları çıkarmış, belediyedeki kayıtları incelemiş, hisseleri tek tek hesaplamıştı. “Önce neye sahip olduğumuzu bilelim, sonra ne yapacağımıza karar veririz,” diyordu.
Selma ise aynı meseleye başka bir açıdan bakıyordu. Onun için mesele yalnızca metrekarelerden ibaret değildi. Arsaya yıllarca göz kulak olan komşuları, çocukların orada oynadığı günleri, yaşlıların yaz akşamlarında oturduğu köşeyi düşünüyordu.
Nermin ise ikisinin arasında kalmış gibiydi. Bir yandan kardeşlerinin hakkını korumak istiyor, diğer yandan mahallenin yıllardır oluşmuş bağlarının bir gecede yok olmasını istemiyordu.
İlginç olan şu ki, üç kardeş de aslında aynı şeyi savunuyordu: adalet.
Sadece adalete giden yolları farklıydı.
Murat, “Belgeler ne diyorsa ona göre hareket edelim,” diyordu.
Selma, “Belgeler önemli ama insanların yaşadıkları da önemli,” diye cevap veriyordu.
Nermin ise ikisini dinleyip, “İkisini birden hesaba katamaz mıyız?” diye soruyordu.
O sırada ben de mahalledeki diğer insanlarla birlikte bu tartışmayı izliyordum.
Ve ister istemez şu soruyu düşünmeye başladım:
Bir insanın payı sadece eline geçecek maddi değer midir?
Yoksa bir toplulukta yıllarca verilen emeğin, kurulan ilişkilerin ve hatıraların da görünmeyen bir payı var mıdır?
“Payını Almak” Gerçekten Deyim mi?
Burada dil meselesine dönelim.
“Payını almak” ifadesi, Türkçede bir olaydan, durumdan veya sonuçtan kendine düşeni elde etmek anlamında kullanılabilir. Özellikle “Bu işten herkes payını aldı” gibi cümlelerde, kişinin bir şeyden kendisine düşen kısmı elde etmesi anlatılır.
Fakat deyim konusunda küçük bir ayrım yapmak gerekir.
Her kalıplaşmış söz öbeği deyim değildir. Türkçede deyimler genellikle gerçek anlamından uzaklaşarak belirli bir mecaz veya özel anlam kazanan kalıplaşmış sözlerdir. “Etekleri zil çalmak”, “gözden düşmek”, “burnundan getirmek” gibi ifadelerde bunu açıkça görebiliriz.
“Payını almak” ise kullanıldığı bağlama göre gerçek veya mecaz anlam taşıyabilir.
“Mirastan payını almak” dediğimizde ifade oldukça doğrudandır. Kişi gerçekten kendisine düşen hisseden söz etmektedir.
Buna karşılık “Hayatın zorluklarından herkes payını aldı” cümlesinde ifade mecazlaşır. Buradaki “pay”, fiziksel olarak bölünüp verilen bir şey değildir.
Bu nedenle “payını almak” için doğrudan ve tartışmasız biçimde “kesin bir deyimdir” demektense, kalıplaşmış bir ifade olarak farklı bağlamlarda kullanılan ve mecaz anlam kazanabilen bir söz öbeğidir demek daha isabetlidir.
Türk Dil Kurumu sözlüklerinde “pay” sözcüğünün farklı anlamları ve “payını almak” kullanımının bağlama göre kazandığı anlamlar incelendiğinde bu ayrım daha anlaşılır hale gelir.
Yani mesele sadece “deyim mi, değil mi?” sorusundan ibaret değildir.
Asıl ilginç taraf, bu ifadenin Türkçede nasıl bir düşünce biçimini taşıdığıdır.
Pay Kavramının Tarihsel Hikâyesi
“Pay” kelimesinin arkasında aslında oldukça eski bir toplumsal fikir bulunuyor: bölüşmek.
Toplumların örgütlenme biçimleri değiştikçe pay kavramının anlamı da değişti. Toprak paylaşımı, miras, ticaret, ganimet, emek karşılığı kazanç ve aile içindeki haklar farklı dönemlerde insanların “Benim payım ne?” sorusunu sormasına neden oldu.
Osmanlı toplumunda miras ve mülkiyet meseleleri çeşitli hukuk kurallarıyla düzenlenirken, modern Türkiye'de medeni hukukla birlikte miras, mülkiyet ve hissedarlık gibi kavramlar farklı bir hukuki çerçeveye kavuştu.
Bugün “payını almak” dediğimizde aklımıza yalnızca miras gelmemesinin nedeni de bu uzun toplumsal değişim.
Bir futbolcunun başarısından “payını almak”tan söz ediyoruz.
Bir şirketin büyümesinden çalışanların “payını alması” gerektiğini söylüyoruz.
Bir ekonomik krizden toplumun farklı kesimlerinin “payını aldığını” ifade ediyoruz.
Hatta bazen bir hatanın sonucundan “payını almak”tan söz ediyoruz.
Yani “pay” artık yalnızca sahip olunan malın bölümü değil.
Sonuçtan etkilenme anlamına da gelebiliyor.
Murat'ın Hesapları, Selma'nın Soruları
Arsa meselesi ilerledikçe kardeşlerin yaklaşımı daha da belirginleşti.
Murat, birkaç farklı senaryo hazırladı. Arsayı satarlarsa herkesin ne kadar alacağını hesapladı. Kat karşılığı anlaşma yapılırsa ortaya çıkabilecek sonuçları inceledi. “Duyguyla karar verirsek yarın hepimiz pişman olabiliriz,” diyordu.
Payını Almak Bir Deyim mi? Eski Bir Sözün Peşine Düşerken
Geçenlerde mahallede yapılan bir paylaşım meselesi yüzünden “Sen de payını alırsın” cümlesini duyunca durup düşündüm. Hepimizin günlük konuşmalarda kullandığı ama üzerinde pek düşünmediği ifadeler vardır ya, işte “payını almak” da benim için onlardan biriydi. O gün bu sözün yalnızca sıradan bir ifade mi, yoksa gerçekten deyim olarak kabul edilip edilmediğini merak ettim.
Merakım beni yıllar önce yaşadığımız bir mahalle hikâyesine kadar götürdü. Çünkü bazı kelimelerin anlamını sözlükten öğrenmek mümkünken, bazılarını anlamak için insanların hayatlarına bakmak gerekiyor.
Bizim mahallede yıllardır kullanılmayan eski bir arsa vardı. Çocukken top oynadığımız, yaz akşamlarında sandalyelerin atıldığı, kışın ise yağmurdan sonra küçük bir gölete dönüşen o arsa, yıllar sonra değerli bir araziye dönüşmüştü. Belediyenin yeni imar düzenlemeleriyle birlikte arsanın çevresi hareketlenmiş, herkes bir anda oradaki mülkiyet meselesini konuşmaya başlamıştı.
Tam da o günlerde “Herkes payını alacak” sözü sık sık duyulmaya başladı.
Ama kim, neyden, ne kadar pay alacaktı?
Asıl hikâye burada başlıyordu.
Mahallede Bir Paylaşım Meselesi
Arsanın mülkiyeti yıllar önce vefat eden Hasan Bey'in ailesine aitti. Hasan Bey'in üç çocuğu vardı: Murat, Selma ve Nermin.
Murat daha çok hesap kitap insanıydı. Eski tapuları çıkarmış, belediyedeki kayıtları incelemiş, hisseleri tek tek hesaplamıştı. “Önce neye sahip olduğumuzu bilelim, sonra ne yapacağımıza karar veririz,” diyordu.
Selma ise aynı meseleye başka bir açıdan bakıyordu. Onun için mesele yalnızca metrekarelerden ibaret değildi. Arsaya yıllarca göz kulak olan komşuları, çocukların orada oynadığı günleri, yaşlıların yaz akşamlarında oturduğu köşeyi düşünüyordu.
Nermin ise ikisinin arasında kalmış gibiydi. Bir yandan kardeşlerinin hakkını korumak istiyor, diğer yandan mahallenin yıllardır oluşmuş bağlarının bir gecede yok olmasını istemiyordu.
İlginç olan şu ki, üç kardeş de aslında aynı şeyi savunuyordu: adalet.
Sadece adalete giden yolları farklıydı.
Murat, “Belgeler ne diyorsa ona göre hareket edelim,” diyordu.
Selma, “Belgeler önemli ama insanların yaşadıkları da önemli,” diye cevap veriyordu.
Nermin ise ikisini dinleyip, “İkisini birden hesaba katamaz mıyız?” diye soruyordu.
O sırada ben de mahalledeki diğer insanlarla birlikte bu tartışmayı izliyordum.
Ve ister istemez şu soruyu düşünmeye başladım:
Bir insanın payı sadece eline geçecek maddi değer midir?
Yoksa bir toplulukta yıllarca verilen emeğin, kurulan ilişkilerin ve hatıraların da görünmeyen bir payı var mıdır?
“Payını Almak” Gerçekten Deyim mi?
Burada dil meselesine dönelim.
“Payını almak” ifadesi, Türkçede bir olaydan, durumdan veya sonuçtan kendine düşeni elde etmek anlamında kullanılabilir. Özellikle “Bu işten herkes payını aldı” gibi cümlelerde, kişinin bir şeyden kendisine düşen kısmı elde etmesi anlatılır.
Fakat deyim konusunda küçük bir ayrım yapmak gerekir.
Her kalıplaşmış söz öbeği deyim değildir. Türkçede deyimler genellikle gerçek anlamından uzaklaşarak belirli bir mecaz veya özel anlam kazanan kalıplaşmış sözlerdir. “Etekleri zil çalmak”, “gözden düşmek”, “burnundan getirmek” gibi ifadelerde bunu açıkça görebiliriz.
“Payını almak” ise kullanıldığı bağlama göre gerçek veya mecaz anlam taşıyabilir.
“Mirastan payını almak” dediğimizde ifade oldukça doğrudandır. Kişi gerçekten kendisine düşen hisseden söz etmektedir.
Buna karşılık “Hayatın zorluklarından herkes payını aldı” cümlesinde ifade mecazlaşır. Buradaki “pay”, fiziksel olarak bölünüp verilen bir şey değildir.
Bu nedenle “payını almak” için doğrudan ve tartışmasız biçimde “kesin bir deyimdir” demektense, kalıplaşmış bir ifade olarak farklı bağlamlarda kullanılan ve mecaz anlam kazanabilen bir söz öbeğidir demek daha isabetlidir.
Türk Dil Kurumu sözlüklerinde “pay” sözcüğünün farklı anlamları ve “payını almak” kullanımının bağlama göre kazandığı anlamlar incelendiğinde bu ayrım daha anlaşılır hale gelir.
Yani mesele sadece “deyim mi, değil mi?” sorusundan ibaret değildir.
Asıl ilginç taraf, bu ifadenin Türkçede nasıl bir düşünce biçimini taşıdığıdır.
Pay Kavramının Tarihsel Hikâyesi
“Pay” kelimesinin arkasında aslında oldukça eski bir toplumsal fikir bulunuyor: bölüşmek.
Toplumların örgütlenme biçimleri değiştikçe pay kavramının anlamı da değişti. Toprak paylaşımı, miras, ticaret, ganimet, emek karşılığı kazanç ve aile içindeki haklar farklı dönemlerde insanların “Benim payım ne?” sorusunu sormasına neden oldu.
Osmanlı toplumunda miras ve mülkiyet meseleleri çeşitli hukuk kurallarıyla düzenlenirken, modern Türkiye'de medeni hukukla birlikte miras, mülkiyet ve hissedarlık gibi kavramlar farklı bir hukuki çerçeveye kavuştu.
Bugün “payını almak” dediğimizde aklımıza yalnızca miras gelmemesinin nedeni de bu uzun toplumsal değişim.
Bir futbolcunun başarısından “payını almak”tan söz ediyoruz.
Bir şirketin büyümesinden çalışanların “payını alması” gerektiğini söylüyoruz.
Bir ekonomik krizden toplumun farklı kesimlerinin “payını aldığını” ifade ediyoruz.
Hatta bazen bir hatanın sonucundan “payını almak”tan söz ediyoruz.
Yani “pay” artık yalnızca sahip olunan malın bölümü değil.
Sonuçtan etkilenme anlamına da gelebiliyor.
Murat'ın Hesapları, Selma'nın Soruları
Arsa meselesi ilerledikçe kardeşlerin yaklaşımı daha da belirginleşti.
Murat, birkaç farklı senaryo hazırladı. Arsayı satarlarsa herkesin ne kadar alacağını hesapladı. Kat karşılığı anlaşma yapılırsa ortaya çıkabilecek sonuçları inceledi. “Duyguyla karar verirsek yarın hepimiz pişman olabiliriz,” diyordu.